10/12/2008 ·

  MySpace and Orkut Animal Glitter Graphic - 8                              

Yorum (yok) Yorum yaz!

10/6/2008 ·

Çocuk Psikolojisi - Karne ve Tatil

Çocuk ve ergen yaşına uygun yeni bilgiler öğrenmek ve beceriler kazanmak için okula gider. Bu çocukların anne ya da babaları gibi ev dışında geçirdikleri bir zaman bölümüdür. Nasıl ki büyükler evi geçindirmek için çalışıyorlarsa, çocuk ve ergenler de bir iş olarak okula gitmekte ve öğrenmektedirler. Bu nedenle okul bilgi edinilen bir kaynak olması yanında çocuğun kendisi ve çevresi ile uyum becerilerini kazanacağı bir yerdir.

Okul başarısı bir çok etkene bağlı olarak değişmektedir. Bunlar arasında çocuğun zihinsel kapasitesi, öğrenme becerisi, okul ve öğretmenlerin bilgi ve tutumları, anne babanın beklenti ve tutumları sayılabilir. Çocuklara ilişkin öğrenmeyi etkileyen nedenler arasında dikkat eksikliği ve aşırı hareketlilik en sık karşılaşılan gelişimsel bir bozukluktur. Böylesi çocuklar normal ya da normalin üzerinde zeka düzeyleri olduğu halde dikkat sürelerinin kısalığı nedeniyle dersleri uzun süre izleyememekte, öğrenme için önemli olan bilgilerin tekrarlanmasını yani ödevleri yapmada zorlanmaktadırlar. Genellikle çocuk ve ergenlerin bulundukları yaştan beklenen öğrenme kapasitesine sahip olduklarını biliyoruz. Bu yaş grubunun ancak çok küçük bir kısmı özel eğitim ve öğretime gereksinim duymaktadırlar. Öyleyse aynı okul ve öğretmenin yetiştirdiği öğrencilerin neden tümü başarılı olamıyor?

Bu soruyu kötü karne ile karşılaşan anne baba çoğunlukla "Neden zayıf getirdin?" şeklinde sormaktadır. Karnelerin alındığı dönemlerde anne, baba ve çocuklar açısından karşılaşılan en önemli sıkıntılardan biri bu şekilde başlamaktadır. Ders başarısı ve sonuçta karneye yansıyan öğrenme düzeyi anne baba kadar çocuk ve ergen için de önemlidir. Başarılı bir karne ile kendine güven gelecek ve öz saygı gelişecektir. Karne sonrasında gelecek olan yaz tatili yani iş yaşantısının sonrasındaki izin dönemi hakedilecektir.

Kötü karne sonucunda çocuk ve genç birçok olumsuz durumla karşılaşmaktadır. Sevgi yetersizliği, olumsuz koşullar, yanlış tutumlar ve ilgisizlik. Böylece bilgi edinmede zorluk çeken çocuğun, öz saygı geliştirmesi ve kendine güveni de tehlikeye girmektedir. Bu ise farklı gelişim dönemindeki çocuk ve gençlerde, beklenmedik davranışların sergilenmesine yol açmaktadır. Anne baba tepkileri ya da içinde bulundukları bu olumsuz duygular nedeniyle çocuk ve gençler zaman zaman medyadan da izlediğimiz üzücü sonuçlara yol açan davranışlar sergilemektedirler.

Her çocuğun içinde bulunduğu gelişim dönemine ve yeteneğine göre başarısının değişebileceğini biliyoruz. Bu başarıyı nelerin etkileyebileceğini de özetlemeye çalıştık. Eğer anne baba eğitim yılı içinde okul ve öğretmen ile yeterince işbirliği yapmışsa, çocuğun sınıf içindeki düzeyini ve nasıl bir karne alacağını tahmin edebilecektir. Bu nedenle başarısızlık durumunda "sonuçtan çok bu sonuca nasıl gelindiğinin" değerlendirilmesi önemlidir. Öncelikle, çocuğun yeteneklerine uygun, ulaşılabilir beklentiler geliştirebilmek için her çocuğun bireysel kapasitesi göz önüne alınmalıdır. İlköğretim birinci ve altıncı sınıfları çocukların yaşantılarında önemli değişikliklerin olduğu dönemlerdir. Birinci sınıfta yeni bir ortama uyum sağlama, arkadaşlara ve öğretmene alışma yaşanırken, altıncı sınıfta birden fazla öğretmenle ders yapma ve bazen yeni arkadaşlarla tanışma söz konusu olmaktadır. Sekizinci sınıfta ve lise döneminde ise okula devam ederken aynı zamanda sınavlara hazırlanma kaygısı ve ek eğitim alma çabaları eklenmektedir. Ayrıca içinde bulunduğu gelişim dönemi de çocuk ve ergenin öğrenmesinde etkili olabilmektedir. Ergenlik döneminin başlangıcında, sağlıklı ve uyumu iyi olan bir çocuk bile okulda başarısızlık gösterebilmektedir. Ergenlik bir yeniden düzenleme dönemidir ve yaşamın sosyal yanları öne çıktığı için, ilgi alanlarında geçici de olsa bir kayma olabilir. Ancak böyle bir uyum sürecinden sonra ergenler kısa sürede toparlanmakta ve okul ile ilgili sorumluluklarını yüklenmektedirler.

Çocuk ve ergenin ders başarısını etkileyebilecek bu genel nedenler dışında, geçen ders döneminde yaşadığı kendi ve çevresi ile ilgili özel nedenler de olabilir. Bu karne döneminde aile ve çocuğun yaşadığı üzüntüleri bitirip, böyle bir sonucu yeniden yaşamamak için birlikte nedenleri gözden geçirmeleri ve çözümler üretmeleri gerekmektedir. Ailesinin ya da anne babasının sevgisini bilen ve onlar tarafından benimsenen çocuk ve ergenler bu üzüntüyü kısa sürede atlatarak işbirliği yapmakta, başarılı olmaktadırlar. Burada anne babanın yapabileceği çocuğun dışındaki nedenleri ele almak ve çocuğun dikkatini sorumluluklarına çekmektir. Böyle bir sorumluluğu çocuğuna vermeyen anne babanın tüm çabalarının sonuçsuz kalacağını unutmamalıyız. Çocuklarımız şu anda bu yılki eğitim döneminin yarıyıl tatili dönemine geldiler, bir iş dönemi tamamlandı ve yeni bir dönem için dinlenmeyi hakettiler.

Çocuk ve ergen psikiyatrisi bölümlerinden tedavileri sürdürülen çocuklar için de eğer şartlar uygunsa ve hekim ile işbirliği yaparak tatil döneminin dinlenerek geçirilmesi ve uygulanan ilaç tedavilerine ara verilmesi uygun olacaktır. Dikkat eksikliği ve aşırı hareketlilik nedeniyle Ritalin ya da Tofranil gibi ilaç tedavisi sürdürülen çocuk ve gençlerden tatil döneminde ders başarısı beklenmeyeceğinden genel olarak ilaç tatili verilmektedir.

İçinde bulundukları gelişim dönemine ve fizik güçlerine göre özellikle kırsal bölgelerimizde yaşayan çocuk ve gençlerin tatil dönemlerinde anne babalarına işlerinde yardımcı olduklarını biliyoruz. Aileye ekonomik açıdan katkıda bulunmak ya da kendi harçlığını kazanmanın çocuk ve ergenin kendine güveni ve benlik saygısında olumlu etkileri olduğunu biliyoruz. Ancak bu ekonomik katkının çocuk ve ergenin gücü göz önünde bulundurularak planlanmasının önemi açıktır.

Tatillerin aile içi ilişkileri yakınlaştırma ve birlikte geçirilen zamanı artırma yönünden de önemli olduğunu biliyoruz. Özellikle çalışan anne ve babaların izin dönemlerini çocuklarının tatil döneminde kullanması sınırlı aile içi etkileşimi artıracaktır. Aile üyelerinin hep birlikte geçireceği bu tatil dönemlerinin iletişim, çocuklarına model olma, onları tanıma ve gelişimlerini görebilme açısından da yararları olacaktır.

Hazırlayan: Doç. Dr. Selahattin Şenol
Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk ve Ergen Psikiyatrisi Bölümü

Yorum (yok) Yorum yaz!

10/6/2008 ·

Çocuk Psikolojisi - Karne ve Tatil

Çocuk ve ergen yaşına uygun yeni bilgiler öğrenmek ve beceriler kazanmak için okula gider. Bu çocukların anne ya da babaları gibi ev dışında geçirdikleri bir zaman bölümüdür. Nasıl ki büyükler evi geçindirmek için çalışıyorlarsa, çocuk ve ergenler de bir iş olarak okula gitmekte ve öğrenmektedirler. Bu nedenle okul bilgi edinilen bir kaynak olması yanında çocuğun kendisi ve çevresi ile uyum becerilerini kazanacağı bir yerdir.

Okul başarısı bir çok etkene bağlı olarak değişmektedir. Bunlar arasında çocuğun zihinsel kapasitesi, öğrenme becerisi, okul ve öğretmenlerin bilgi ve tutumları, anne babanın beklenti ve tutumları sayılabilir. Çocuklara ilişkin öğrenmeyi etkileyen nedenler arasında dikkat eksikliği ve aşırı hareketlilik en sık karşılaşılan gelişimsel bir bozukluktur. Böylesi çocuklar normal ya da normalin üzerinde zeka düzeyleri olduğu halde dikkat sürelerinin kısalığı nedeniyle dersleri uzun süre izleyememekte, öğrenme için önemli olan bilgilerin tekrarlanmasını yani ödevleri yapmada zorlanmaktadırlar. Genellikle çocuk ve ergenlerin bulundukları yaştan beklenen öğrenme kapasitesine sahip olduklarını biliyoruz. Bu yaş grubunun ancak çok küçük bir kısmı özel eğitim ve öğretime gereksinim duymaktadırlar. Öyleyse aynı okul ve öğretmenin yetiştirdiği öğrencilerin neden tümü başarılı olamıyor?

Bu soruyu kötü karne ile karşılaşan anne baba çoğunlukla "Neden zayıf getirdin?" şeklinde sormaktadır. Karnelerin alındığı dönemlerde anne, baba ve çocuklar açısından karşılaşılan en önemli sıkıntılardan biri bu şekilde başlamaktadır. Ders başarısı ve sonuçta karneye yansıyan öğrenme düzeyi anne baba kadar çocuk ve ergen için de önemlidir. Başarılı bir karne ile kendine güven gelecek ve öz saygı gelişecektir. Karne sonrasında gelecek olan yaz tatili yani iş yaşantısının sonrasındaki izin dönemi hakedilecektir.

Kötü karne sonucunda çocuk ve genç birçok olumsuz durumla karşılaşmaktadır. Sevgi yetersizliği, olumsuz koşullar, yanlış tutumlar ve ilgisizlik. Böylece bilgi edinmede zorluk çeken çocuğun, öz saygı geliştirmesi ve kendine güveni de tehlikeye girmektedir. Bu ise farklı gelişim dönemindeki çocuk ve gençlerde, beklenmedik davranışların sergilenmesine yol açmaktadır. Anne baba tepkileri ya da içinde bulundukları bu olumsuz duygular nedeniyle çocuk ve gençler zaman zaman medyadan da izlediğimiz üzücü sonuçlara yol açan davranışlar sergilemektedirler.

Her çocuğun içinde bulunduğu gelişim dönemine ve yeteneğine göre başarısının değişebileceğini biliyoruz. Bu başarıyı nelerin etkileyebileceğini de özetlemeye çalıştık. Eğer anne baba eğitim yılı içinde okul ve öğretmen ile yeterince işbirliği yapmışsa, çocuğun sınıf içindeki düzeyini ve nasıl bir karne alacağını tahmin edebilecektir. Bu nedenle başarısızlık durumunda "sonuçtan çok bu sonuca nasıl gelindiğinin" değerlendirilmesi önemlidir. Öncelikle, çocuğun yeteneklerine uygun, ulaşılabilir beklentiler geliştirebilmek için her çocuğun bireysel kapasitesi göz önüne alınmalıdır. İlköğretim birinci ve altıncı sınıfları çocukların yaşantılarında önemli değişikliklerin olduğu dönemlerdir. Birinci sınıfta yeni bir ortama uyum sağlama, arkadaşlara ve öğretmene alışma yaşanırken, altıncı sınıfta birden fazla öğretmenle ders yapma ve bazen yeni arkadaşlarla tanışma söz konusu olmaktadır. Sekizinci sınıfta ve lise döneminde ise okula devam ederken aynı zamanda sınavlara hazırlanma kaygısı ve ek eğitim alma çabaları eklenmektedir. Ayrıca içinde bulunduğu gelişim dönemi de çocuk ve ergenin öğrenmesinde etkili olabilmektedir. Ergenlik döneminin başlangıcında, sağlıklı ve uyumu iyi olan bir çocuk bile okulda başarısızlık gösterebilmektedir. Ergenlik bir yeniden düzenleme dönemidir ve yaşamın sosyal yanları öne çıktığı için, ilgi alanlarında geçici de olsa bir kayma olabilir. Ancak böyle bir uyum sürecinden sonra ergenler kısa sürede toparlanmakta ve okul ile ilgili sorumluluklarını yüklenmektedirler.

Çocuk ve ergenin ders başarısını etkileyebilecek bu genel nedenler dışında, geçen ders döneminde yaşadığı kendi ve çevresi ile ilgili özel nedenler de olabilir. Bu karne döneminde aile ve çocuğun yaşadığı üzüntüleri bitirip, böyle bir sonucu yeniden yaşamamak için birlikte nedenleri gözden geçirmeleri ve çözümler üretmeleri gerekmektedir. Ailesinin ya da anne babasının sevgisini bilen ve onlar tarafından benimsenen çocuk ve ergenler bu üzüntüyü kısa sürede atlatarak işbirliği yapmakta, başarılı olmaktadırlar. Burada anne babanın yapabileceği çocuğun dışındaki nedenleri ele almak ve çocuğun dikkatini sorumluluklarına çekmektir. Böyle bir sorumluluğu çocuğuna vermeyen anne babanın tüm çabalarının sonuçsuz kalacağını unutmamalıyız. Çocuklarımız şu anda bu yılki eğitim döneminin yarıyıl tatili dönemine geldiler, bir iş dönemi tamamlandı ve yeni bir dönem için dinlenmeyi hakettiler.

Çocuk ve ergen psikiyatrisi bölümlerinden tedavileri sürdürülen çocuklar için de eğer şartlar uygunsa ve hekim ile işbirliği yaparak tatil döneminin dinlenerek geçirilmesi ve uygulanan ilaç tedavilerine ara verilmesi uygun olacaktır. Dikkat eksikliği ve aşırı hareketlilik nedeniyle Ritalin ya da Tofranil gibi ilaç tedavisi sürdürülen çocuk ve gençlerden tatil döneminde ders başarısı beklenmeyeceğinden genel olarak ilaç tatili verilmektedir.

İçinde bulundukları gelişim dönemine ve fizik güçlerine göre özellikle kırsal bölgelerimizde yaşayan çocuk ve gençlerin tatil dönemlerinde anne babalarına işlerinde yardımcı olduklarını biliyoruz. Aileye ekonomik açıdan katkıda bulunmak ya da kendi harçlığını kazanmanın çocuk ve ergenin kendine güveni ve benlik saygısında olumlu etkileri olduğunu biliyoruz. Ancak bu ekonomik katkının çocuk ve ergenin gücü göz önünde bulundurularak planlanmasının önemi açıktır.

Tatillerin aile içi ilişkileri yakınlaştırma ve birlikte geçirilen zamanı artırma yönünden de önemli olduğunu biliyoruz. Özellikle çalışan anne ve babaların izin dönemlerini çocuklarının tatil döneminde kullanması sınırlı aile içi etkileşimi artıracaktır. Aile üyelerinin hep birlikte geçireceği bu tatil dönemlerinin iletişim, çocuklarına model olma, onları tanıma ve gelişimlerini görebilme açısından da yararları olacaktır.

Hazırlayan: Doç. Dr. Selahattin Şenol
Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk ve Ergen Psikiyatrisi Bölümü

Yorum (yok) Yorum yaz!

29/4/2008 · Kategori: bilim

Çocuğun Problemlerini Anlamada verdiği İpuçları

 Problem saptama:

 

Çocukların bazı problemlerini anlamada güçlük çekeriz. Çoğu zaman bizim kolayca anlamayacağımız şeyler yaparlar.İrkilir, şaşırır,kalırız.

Belki de açıkça kavrayamadığımız sorulara yanıt isteriz; aile yaşamımızın

Bu sorunlarla bulandığını sezeriz. Umutsuzluğa kapılıpıklamalar ve hemen etkili olabilecek çareler ararız. 

Bu şaşrtıcı olaylara birkaç örnek vermek istiyorum;

1        3 yaşındaki  kızınız baygınlık geçirinceye kadar, nefesini tutarak öfke krizleri geçirmektedir.

2        4 yaşındaki oğlunuz birden kekelemeye başlamıştır.

3        5 yaşındakı kızınız tek başına oynamamakta, beklerle hayalı arkadaşlıklar kurmakta hep bebeklerle konuşmaktadır.

4        6 yaşındaki oğlunuz yalan söylemektedir.

5        8 yaşındaki kızınız çok çekingen ve utangaçtır. Hiç arkadaş edinemez.Çoğunlukla yalnızdır.

6        Çocuklarınız aslında birbirleriyle iyi geçinirler,ama  bır araba yolculuğuna çıktığınızda, kavga gürültü edip, sızı çıleden çıkarmaktadırlar.

7        13 yaşındaki kızınız çok az yemek yiyiyor ve oldukça zayıf. Önüne koyduğunuz yemeği itiyor.

8        Ergenlik çağına gıren oğlunuzun okuldaki verimi gittikçe düşüyor ve sınıfta kalma tehlikesiyle karşı karşıya..

9        14 yaşındaki oğlunuz birdenbire kız gibi davranmaya başladı.

10    16 yaşındaki kızınızın önüne gelenle düşüp kalkmaya başladığnı duydunuz. 

Bütün bu davranış biçimlerini anne- babaların İŞARETLER olarak kavramaları oldukça önemlidir. 

Çocuklar, aile arasındaki alışılagelmiş konuşmalarda sözcüklerle anlatamadıkları duygularını, sorunlarını davranışşlarıyla açığa vurmaya çalışırlar.

Çocuklar, kendileri için çok karmaşık  ya da korku verici duygularını ya da ihtiyaçlarını anne-babalarına genellikle yukarıda belirttiğim yollarla aktarmaya çalışırlar. 

Her İŞARET bir BİLDİRİM  aracıdır! 

Çocukların demek istediği, genellikle DİKKAT! LÜTFEN BANA KULAK VERİN, BENİ ANLAYIN! anlamında, anne-babalara iletmek istedikleri mesajdır.

Çocukların verdiği bu veya buna benzer mesajlar, büyümenin göstergeleri olduğu gibi bazıları da ciddi problemlerin habercisidir. 

Bu gibi problemlerde yaşın yani hangi gelişme döneminde olduğunun da rolü vardır.

Küçük çocukların “ yatak ıslatma”, “öfke nöbetleri”,”yalan söyleme” gibi ürkütücü olmayan olmayan problemleri olabilir. Ama ayni  veya buna benzer işaretleri büyük  bir çocuk  kullanıyorsa, bu aileye büyük bir uyarıcı olabilir. 

Anne –baba olarak bu tür işaretleri doğru bir şekilde adlandırmak zordur. Çocuğun bu tür işaretlerinin nasıl algılandılandığını uzman bir danışmana aktarılmalı ve birlikte çocuğun verdiği işaretler çözümlenmeye çalışılarak çocuğa yardım edılmeye çalışılmaladır. 

Bu durumlarda çocuğu anlamaya çalışmak çok önemlidir.

Çocukları anlayabilmek  te, DÜNYAYI ÇOCUKLARIN GÖZLERİYLE  GÖRMEYE ÇALIŞMAKLA MÜMKÜNDÜR!

Bu da kolay değildir. Çünkü buna kalkıştığımızda , dünyayı yetişkinlerin ölçütlerine göre kurduğumuzun farkına varırız....

Biz yetişkinlere, çocuğun henüz olgunlaşmamış bakış açısıyla düşünebilmek zor gelir.

Ama buna rağmen yine de çocuğun problemlerini çözmek için, onun dünyasına girebilmek

mümkün olabilir.

Çocuklarımızın sorunlarına, kendimizi onların yerine koyup (empati) yaklaşarak yanıt ya da çözüm arayabilirsek yardımcı olabiliriz...

 

Kendinizi dört yaşında ailenizin tek çocuğu olarak düşünün bır an için..

Çevrenizde sadece birkaç çocuk var. Genellikle anne-babanızla birliktesiniz. Ara sıra da akrabalarınızla biraraya geliyorsunuz. Arkadaş nasıl edinilir pek bilmiyorsunuz. Çevrenizdeki o birkaç arkadaşınızla da olumsuz  birkaç deneyiminiz oldu. Sizinle alay ettiler ve dışladılar..

Şimdi de anne-babanız sizi 15-20 çocuğun bulunduğu bir yuvaya vermeye karar verdi. Bu kadar yabancı çocukla birarada olma düşüncesi bile size korku veriyor.

Bu korkunuzu anne-babanıza nasıl yansıtacaksınız?

Onların sizin bu korkunuzu anlamalarını sağlamanız için ne yapmalaısınız?

Yuvaya gitmektense,evde kalıp onlarla- ya da tek başınıza oynamak istediğinizi nasıl ileteceksiniz? 

Çocuk yetiştirmenin beraberinde getirecği güçlüklere karşı önceden tam önlem alabilmek olanaklı değildir.

Her çocuğun yapısının ayrı olmasının yanısıra, yürümeye başladığı andan itibaren, yapacağı deneyleri ve karşılacağı olayları önceden belirlemek mümkün değildir.

Ama yine de, çocukların problemlerini anne-babalar kendileri  rahat etsin, diye değil, çocuğa yardımcı olmak için çözmelidir! 

Çocukların problemlerini önleyici değil,ama koruyucu bazı önlemler vardır.

Bunlar bir reçete gibi kağıt üzerinde kesin belirlenmiş kuramlar değildir.

Bu koruyucu önlemlerin en önemli öğesi esneklik olması gereken,sürekli dinamik bir etki ve tepki sürecidir.

Zaten anne-baba olmak kolay bir olgu değildir.

Anne-baba olmak, dalgalı bir denizin sularına kendimizi atmak demektir. Yüzme bilmiyorsak boğulabiliriz.

Çocukluğumuzda ve geçliğimizde, kendi anne-babalarımızın eğitim ve davranış biçimlerini beğenmesek te, zaman zaman kendi çocuklarımıza onlar gibi davrandığımız olur..

Çoğu zaman tepkisel olarak ya da çaresizlikle davranırız.

Genelde çocukların problemleri birikip patlak verdiğinde çareler aramaya başlarız.

O zamanda, bildiğimiz tek yöntemi, kendi anne-babamızın yöntemini uygularız.

Burada tüm anne-babalarımızın bizi yanlış eğittiğini ima etmek istemiyorum.

Ancak, şimdiki çocuklar bizim çocukluğumuzdaki çocuklar olmadığı şimdiki dünya da bizim çocukluğumuzdaki dünya değil. Anne- babalarmızın yöntemleri  o gün için başka eğitim yöntemlerini bilmedikleri için kendilerine göre doğru olanı iyi veya kötü uyguladılar. Halen kendi anne-babalarımızın eğitim biçimlerini uygularsak, bu dar görüşlülüktür.

Bu dar görüşlülüğün kurbanı da bizim çocuklarımız olur. 

Çocukları olumsuz sorunlarla karşılaşmaktan korumak isteyen anne-babaların aile içinde uygulayabilecekleri bazı kurallar vardır. 

Bu kurallar kesin olmamakla birlikte herhangi bir durumda korumanın temelini oluşturabilecek ipuçları  niteliğindedir. 

Bir bunalım/ problem oluşmadan önce uygulanması gereken kurallar da diyebiliriz bunlara; 

1.GÜNLÜK AİLE OTURUMU

Aile bireyleri günün herkese uygun olduğu bir zamanda bir araya gelmesi ve birbirleriyle konuşabilecek zamanı ayırmaları..

Bu oturumlar akşam yemeği,kahvaltı,yatağa gitmeden önce, okuldan,işten eve geldikten  kısa bir süre sonra olabilir..

Bu oturumlar, saatlerce sürecek nasihatlerle dolu olmamalıdır. Zamanın süresi değil, nasıl değerlendirildiği önemlidir.

Konuşmayı açmak için, “Günün nasıl geçti? “  gibi soruyla başlanabilir.

Bu oturumlarda çocukların kendilerini yeterince ifade etmelerine olanak verilmeli. Konuşmaları asla kesilmemeli.

Anne babalar onlar konuşurken, onları daha iyi tanıma olanaklarını elde ederler.

Çocukların anlattıklarnda, onların dünyasını keşfedebilirler...

Diğer yandan çocuklar da anne-babalarının sevinç, üzüntü ve kaygılarından haberdar olurlar.. 

2.ETKİN DİNLEME

Normal bir dinlemenin ne demek olduğunu hepimiz biliyoruz.

Ama, ETKİN DİNLEMENİN ne demek?

Etkin dinlemeninhem zamana, hem de iç huzura ıhtiyacı vardır.

Zaman baskısı altında koşuşturma içindeki anne-babalar için çocuklar ve gençlerin sözlerini sakinlikle dinlemek pek kolay değil..

Ama, yine de çocukların ve gençlerin içlerini dökebilmeleri için birtakım olanaklar yaratmak ve onlara şans tanımak gerekir.

“Şu anda sana ayıracak zamanım yok.”dememek gerekir..

Etkin dinleme  göz göze olmalı..

Çocuk konuşmasını bitirinceye kadar dinlenmeli ve kendisinin dinlendiği kendisine yansıtılmalıdır.

Bu yansıtma, çocuğun söylediklerini kendi sözcüklerinizle yinelemenizle bile olabilir.

“Sen bu konuda ne düşünüyorsun?” gibi kısa ve etkin bir soruyla bile dinlediğinizi çocuğa yansıtabilirsiniz.

Etkin dinleme kolay bir yöntem değildir,ama ısrarla alıştırması yapılması gereken bir yöntem ve kısa bir zamanda verimli etkisini gösteren bir yöntemdir.

3.ÇOCUĞUN ARKADAŞLARINI TANIMA

Küçük çocuklarda bu kolaydır. Ama, ergenlik dönemindeki çocuk ve gençlerde bu ne kadar güç olursa olsun, çocuğu daha iyi anlayabilmek için,onun arkadaşlarını da tanımak gerekir.

Çocuğunarkadaşlarının etkisi büyüktür.Hatta çocuğun düşünce dünyasına arkadaşları egemen olabilir.

Başlangıçtan itibaren, okul arkadaşlarını eve davet etmek/çağırmak bir gelenek haline gelmelidir. 

Doğum günü kutlamaları iyi bir olanaktır bunun için. Ailece boş zamanların değerlendirilmesinde çocuğun  sevdiği bir arkadaşının  da katılması sağlanmalaıdır.

Çocukların aileleriyle  de arkaşlıkların geliştirilmesi  bir araya gelmeler oldukça önemlidir.

Çocuğun anne-babasının bilgisi dışında ilişkilerinin olmaması daha iyidir.

Çocukların aileleri ve arkadaşları hakkında olumsuz konuşmalar yapmamak yerinde olur.

4.ÖDÜLLER VE CEZALAR

Belli durumlarda her çocuğun ödüllendirilmesi ya da cezalandırılması gerekir.

Olumlu ya da olumsuz bir davranış biçiminin ne gibi sonuçları olacağını bilmek hem çocuk, hem de anne-baba için yararlı olur. Ödüller ve Cezaların  belirlendiği bir SOSYAL ANLAŞMA yapılması önemlidir.

Çocuk oyunun kurallarını bilirse, kendini daha çok güven içinde hisseder.

Kötü bir davranışıyla, ne gibibir cazayla karşı karşıya kalabileceğini önceden bilebilir.

Daha büyükçe ve ergenlik dönemindeki çocukların bazı durumlarda kendi kendilerine nasıl bir ödül ya da ceza vereceklerini sormak, bunların belirlenmesinde onlara söz hakkı vermek, çok iyi bir yöntemdir.

Bu yöntem uygulandığında, çoğu zaman anne-babadan daha katı oldukları görülmektedir.

Bu ödül ve cezayı kendi kendilerine belirleme yöntemi sayesinde, davranışlarının sorumluluğunu da üstlenme becerisini kazanırlar. Bu da yetişkinliğe doğru önemli bir adımdır. 

5.BİRLİKTE YAŞAMAK

Anne-baba ve çocuklar birlikte birçok şey yaşarlar...

Çocuklarla  bu yaşadıkları üzerine konuşuluyor mu?

Yaşananlar sık sık anılıyor mu?

Çocuklar yaşadıklarını, başka yaşantılarla karşılaştırabiliyorlar mı?

Koruyucu önlemlerden biri de çocukla yaşanan olaylar üzerine konuşmaktır.

Yaşanan olaylar üzerine çocukla konuşmak, onunla iletişimi geliştirir, aileye bağlılık ve aileye ait olma duygusu verir.

Bu iletişim köprüsü özellikle ilk çocukluk dönemlerinde önemlidir.

Çocuklar,ailenin yaşam biçimi ve değer ölçülerine yakınlık gösterir...

6.ÇOCUKLARIN BAĞIMSIZLIK KAZANACAĞI ÖDEVLER

Çocukların,olgunluk derecelerinin en önemli belirtilerinden biri BAĞIMSIZ OLMA YETENEĞİ dir.

Çocuklara,anne-babaya olan bağımlılıklarına karşı etkin görevler verildiğinde, onların sorumluluk duygularının gelişmesine yardımcı olunur.

Ancak, çocukların yaşlarına ve kapasitelerine uygun sorumluluklar verilmesine dikkat edilmelidir.

Anne-babaya bağımlılık mümkün olduğu kadar erken giderilmeye başlanmalıdır.

Çocuklar hata yaparsa,azarlanmamalı,suçlanmamalı,kendi kendilerine  HATALARDAN ÖĞRENME OLANAĞI verilmelidir..

Bağımsızlık duygusu, gittikçe artan sorumluluk duygusuyla gelişir.

7.OLUMLUYU DA OLUMSUZ GİBİ GÖREBİLMEK

Her karşıtlığın, her sorunun bir olumlu ve bir olumsuz yanı vardır.

Telaş içindeki anne-baba çoğu zaman çocuklarının eğitim sorunlarında yalnızca olumsuz yanlarını görürler.

Sorunları her yönüyle ele alabilecekleri zamanı kendilerine ayıramazlar.

Koruyucu önlemlerden en önemlilerinden  biri de bir sorunun her iki yanını da görebilmektir.Olumlu yanlar göz önünde bulundurulduğunda, eğitim sorunlarıyla oluşan gerilimli hava ortadan kalakabilir. Ocuk da olumsuz düşünmeye yönlendirilmeyeceğinden, iletişim kolaylaşır. Sorunlar hem olumlu, hem de olumsuz yanlarıyla ele alış yöntemi yerleşirse, çocuğun kendi sorunlarıyla daha kolay başa çıkmasını sağlayacak yeni görüşler elde etmesi sağlanacaktır.

Sürekli olumsuz düşünme, çocukta aşağılık duyguları oluşturur. 

8. SORUNLARI ÖNCEDEN TAHMİN ETMEK

Doğal gelişim sürecinde çocuk,anne-babanın öneceden bildikleri bazı sorunlarla karşılaşacaktır. Bu özellikle ergenlik dönemine ilişkin sorunlardır.Çocuklar bunlara hazırlanırsa, pek çok karmaşık sorunun  çok baş ağrıtmaması sağlanabilir.

Ergenlik döneminde kurallara ve yasaklara uyulmaz genelikle. Anne-baba da çocuğu yönlendirecekleri yerde, konumlasrının verdiği emretme gücünü kabaca kullanmaya kalkmamalıdırlar. Bunun yerine kendilerinin o çağlardaki deneyimlerini çocuklarına anlatıp onunla iletişim kurmaya çalışmalıdırlar. İletişim sağlanırsa bazı problemlerin öünü alınmış olur. 

9. AİLE SICAKLIĞI

Anne-baba sevgisinin önemini herkes biliyor. Ama her çocuk acaba hep sevgi ve şefkat içinde mi büyüyor. Hiç aile sıcaklığı hissetmeden büyüyen çocukların sayısı az değildir.

Çocuğuna ya da eşine açıkça “ Seni sevıyorum.” Diyebilen kaç kişi var içinizde.. Bu “seni seviyorum.” Bile yeterli değil çoğu zaman. Aile bireylerinin karşılıklı sevgiyle ısındığını hissedebilmesi için çocuğa yakınlık göstermenin çeşitli yolları vardır.

Küçük çocuk uyumadan kucağa alınır, ninniler söylenir, masallar anlatılır. Daha büyük çocukla yolda giderken elinden ya da omuzundan tutulur. Çocuğun beklemediği bir anda gülümsenir, ona bağlılık ve güven duygusu verilir. Heyecanlı ve korkulu bir anında eli tutulur, sarılınır. İyi bir davranışta bulunduğunda öpülür. Sevginin böyle ince likle duyurulabilmesi çocuğun belleğinde olumlu izler bırakır. Bedensel dokunmayla anne-babanın yakınlığını hissetmek çocuk için önemlidir. SEVMEK DOKUNMAKTIR !

Kendi çocuğuna “Özür dilerim,yanılmışım.” Diyebilmekte sevginin bir parçasıdır.

Sevgi ve güvenle beslenen insanlar hatalarını açıklayabilir. Ocuklarıyla böyle konuşabilen anne-babalar yetkilerini kaybedeceklerini sanmamalı; aksine çocuğunun  daha çok saygısını kazanırlar.

KENDİNİ SINAMA: ÇOCUĞUMA NE DERECE ÖRNEK OLABİLİYORUM?

En önemli koruma önlemlerinden biri de, çocuğa iyi örnek olabilmektir.

Çocuklarına örnek olup olamayacaklarını araştırmak için anne-babaların kendi özellikleri hakkında bilgi sahibi olmaları gerekir. 

Ahlaki Değerler

1.Davranışlarımın ahlaki değerelendirmesini yapıyor muyum?

2.Kesin değer ölçülerine göre mi yaşıyorum?

3.En yakınlarım,onları buna zorlamadan aynı değer ölçülerine göre mi yaşıyorlar?

4.Ayrı görüşlerde olsak, başkalarının ilkelerini geçerli sayabiliyor muyum? 

Davranış Biçimi

1.Her zaman yetişkin biri gibi davranıyor muyum?

2.Sorunları iyice düşünerek ve akıllıca çözmeye çalışıyor muyum?

3.Bir sorunun her yönünü göz önünde bulundurabiliyor muyum?

4.Ani ve düşünmeden davrandığım durumlar ender mi?

5.Genellikle serinkanlı mıyım? 

Yaradılış

1.Sorunları akılla çözen bir insan mıyım?

2.Sıkıntı, ya da öfkeme hakim olabliyor muyum?

3.Tepkilerim önceden bilinebiliyor mu?

4.Eleştiriye dayanabiliyor muyum?

5.Başka insanlarla iyi anlaşabiliyor muyum? 

Uyum Sağlama

1.Yenilikleri kolayca hazmedebiliyor muyum?

2.Haksız olduğumda, bunu açkça syleyebiliyor muyum?

3.Bir kavga sırasında,sorunun her iki yanını da görebiliyor muyum?

4.Gerektiğinde ilkelerimi konuma uydurabiliyor muyum?

5.Güçlüklerle başa çıkabiliyor muyum? 

Hoşgörü

1.Hoşlanmadığım insanlarla da beraber olabiliyor muyum?

2.Başkasının değişik bir dünya görüşü olasını kabullenebiliyor muyum?

3.Kendiminkinden başka bir yaşama biçimini hoş görebiliyor muyum?

4.Eşimin, ya da çocuklarımın kendi benden bağımsız hareket etmelerine  izin verebiliyor         muyum?

5.İnsanlar sorunlarını benimkinden  daha değişik yöntemlerle çözünce ,bunu kabul edebliyor muyum?

 

Çocuklarımızın  problemleri  olduğunda onlara yardımcı olabilmek için önce onları anlayabilmek gerekir. 

Onları anlayabilmek için de,önce kendi çocukluk dünyamıza göz atmamız gerekiyor.

Her insanın bir bebeklik,küçük çocukluk,okul çocuğu ve gençlik dönemi vardır.

Çocuklarımızda bizim çocukken yaşadığımız şekilde yaşıyor ve aile içindeki ve çevrelerindeki olayları algılıyorlar.

Onlarında duygu,düşünce ve arzulardan oluşan enerjileri bir bütün olarak içlerinde yaşıyor.

Eğer çocuğun gelişme çağlarındaki güven gereksinmeleri karşılanmamışsa,her gelişme aşamasında biriken enerji bloke edilmiştir.

Bu bloke edilen enerji çoğunlukla engellenen duygulardan oluşmaktadır.

Bebeklikte en büyük temel duygusal gereksinim GÜVEN dir.

Eğer  bu gereksinim yeterince karşılanmamışsa,çocuk bir sonraki döneme

Yaralanmış olarak girer. 

Yaşamın ilerki dönemlerinde,insan yeni bir durumla karşılaştığında,bebeklik  ya da çocukluk döneminin sorunları yeniden gündeme gelir....

Çocukların bakımı,eğitimi ve yetiştirilmesi tartışmasız, en iyi bir biçimde sıcak bir aile yuvasında gerçekleşir..

Bu nedenle, aile toplumun en etkili bir eğitim kurumudur.

Çocuğun kişiliğinin temelleri aile içinde atılır. Çocuğun toplumun değer yargılarına ve niteliklerine uygun bir insan olarak yetişmesi öncelikle aile içinde sağlanır.

Yani, bir toplumun kültürünün kuşaktan kuşağa aktarılması, önce aile de başlar; yuvada,okulda ve çevrede devam eder..

 

Çocuğun beslenme,bakılma,korunma,sevilme,güven duyma ve eğitilme gereksinimleri aile tarafından karşılanır.

Çocuğun güç durumlarında hep yanında olur ve ona destek olur. Gerektiğinde, çocuğu denetleyerek,sınırlar koyarak,kurallara uymasını sağlar.

Anne-baba kız ve erkek çocuklarına kendi davranışlarıyla örnek olarak,onların hem kişiliklerinin gelişmesine, hem de kendi cinsel kimliklerini bulmalarına yardımcı olur.

Aile, insan ilişkilerinin sahnelendiği bir tiyatro sahnesi gibidir.

Çocuk, bu sahnede, insan ilişkilerini tüm karmaşık yönleriyle gözlemler ve yaşar...

Çocuk, insan ilişkilerini belirleyen  ANLAŞMA, UZLAŞMA, PAYLAŞIM ve İŞBİRLİĞİ  gibi olumlu nitelikleri ailede kazanır.

Tabi bunun yanısıra, ANLAŞMAZLIK, ÇEKİŞME, ÇATIŞMA, YALAN SÖYLEME gibi olumsuz durumlarda takınacağı olumsuz tutumları da ailede öğrenir.

Çocuk,özellikle okul öncesi çağda, anne-babasının yoğun etkisi altındadır. Onların olumlu ve olumsuz yanlarını özdeşim (onlara benzeme) yoluyla içine sindirir.

Ancak,çocuk hep alıcı değildir. Onun doğuştan gelen yapısı ve özellikleri de vardır.

Anne-baba çocuğun  bu doğuştan gelen bazı özelliklerini tanır ve onun tutumlarına yön verir.

Çocuk, oldukça keskin bir gözlemcidir.

Anne-babasının birbirleriyle,kendisiyle,kardeşleri,akraba ve arkadaşlarıyla olan ilişkilerini sürekli gözlemler ve değerlendirir., kendine göre sonuçlar çıkarır ve tepkiler gösterir.

Bu nedenle, aile içindeki ilişkilerin temelini, anne-babanın birbirlerine karşı tutumları oluşturur.

 

Onların sevgi,saygı,güven,anlayış ve hoşgörüyle sürdürdükleri EŞ İLİŞKİLERİ ailenin ve evin genel havasını belirler.

Aile bireylerini birbirine bağlayan ortak inaçlar değerler ve davranışlar, aile yapısına biçim verir. 

Problemler genellikle çelişkiler nedeniyle ortaya çıkar.Çelişki nedir?

İki insan veya gruplar ya da toplumlar arası ilişkilerde birbirleriyle herhangi bir kuralın,aktivitenin ya da uygulamanın başkasının ya da başkalarının durumuna , ihtiyaçlarına /çıkarlarına uygun düşmemesidir.  

Aile içindeki çelişkiler

Aile hiyerarşik bir grup yapısına sahiptir. Günlük yaşantıda bu grup yapısında huzursuzluklardan büyük,küçük  tartışmalardan, kavgalara varan çelişkilere rastlanır.

Her ailede bir otorite,kurallar ve disiplin olmalıdır. Bu baskıcı bir aile yönetimi demek değildir. Zaman zaman aile içinde kurallara uyma konusunda çelişkiler çıkabilir. Bu yine aile içinde demokratik bir yöntemle görüşülebilir ve  çoğunluğun benimdediği kurallarla uzlaşmaya varılır.

Aile içinde eşler arası,kardeşler arası, anne-baba ve çocuklar arası çelişkiler, problemler yaşanabilir. Bunlar gayet normaldir. Doğda çelişkilerle doludur. Çelişkiler, değişmeyi, gelişmeyi getirir.

Özellikle  aile içi ilişkilere, çelişkilere bilinçli yaklaşıldığında aile bireylerinin kendilerini değiştirip geliştirmelerinde bir şans olarak değerlendirilebilir.

Aile içindeki anlaşmazlıklarda önce anne-babaların herhangi bir çelişkide sevgi ve saygı temelinde bir uzlaşma yolu bulması gerekir..

Aile içi ilişkilerde;

- bireylerin ilgilerini,hislerini ve duygularını anlamaya ve tanımaya çalışmak,

- birlikte yaşamın ve aile  bireyleri arasındaki bağlantının ve iletişimin geliştirilmesi,

- bireylerin çelişkileri ciddiye alıp onlarla uzlaşabilme ya da çözüm bulma yeteneklerini geliştirmesi oldukça önemlidir.

 *Bu yazı sitemize aittir kaynağını belirtmeden ve izin alınmadan alıntı yapılmamasını rica ederiz.

Yüksel Yenice-Çağlar
Egitimci/Sosyal Hizmet Uzman
ı
Sistem olarak Aile Danışmanı

 

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

28/4/2008 · Kategori: bilim

ONUNCU YIL  MARŞI


      Çıktık açık alınla on yılda her savaştan,
      On yılda onbeş milyon genç yarattık her yaştan;
      Başta bütün dünyanın saydığı Başkumandan;
      Demir ağlarla ördük Anayurdu dört baştan.

      Türk'üz, Cumhuriyetin göğsümüz tunç siperi,
      Türk'e durmak yaraşmaz,Türk önde,Türk ileri!

      Bir hızla kötülüğü, geriliği boğarız;
      Karanlığın üstüne güneş gibi doğarız.
      Türk'üz, bütün başlardan üstün olan başlarız;
      Tarihten önce vardık, tarihten sonra varız.

      Türk'üz, Cumhuriyetin göğsümüz tunç siperi,
      Türk'e durmak yaraşmaz,Türk önde,Türk ileri!

      Çizerek kanımızla öz yurdun haritasını,
      Dindirdik memleketin yıllar süren yasını.
      Bütünledik her yönden Istiklal kavgasını;
      Bütün dünya öğrendi Türklüğü saymasını.

      Türk'üz, Cumhuriyetin göğsümüz tunç siperi,
      Türk'e durmak yaraşmaz,Türk önde,Türk ileri!

      Örnektir uluslara açtığımız yeni iz;
      Imtiyazsız, sınıfsız, kaynaşmış  bir kitleyiz.
      Uyduk görüşte bilgi, gidişte ülküye biz;
      Tersine dönse dünya yolumuzdan dönmeyiz.

      Türk'üz , Cumhuriyetin göğsümüz tunç siperi ,
      Türk'e durmak yaraşmaz,Türk önde,Türk ileri!



      F. Nafiz Çamlıbel - B. Kemal Çağlar

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

« Önceki ::